İlginizi Çekebilir
  1. Ana Sayfa
  2. Sosyal
  3. Feminizm Nedir?

Feminizm Nedir?

Feminizm Nedir?

Feminizm Nedir: Toplumlar arasındaki koşul farklılıklarının yok edilmesini savunan görüşe feminizm denir. Latincedeki femina kelimesinden türemiş olan feminizm, her anlamda eşitlik ilkesini savunmaktadır. Ayrıca dünyada kadın ve erkekler arasındaki eşitsizlikten beslenmekle beraber asıl amacı kadınların toplum içerisindeki yerini iyileştirmektir.

Feminizm Kelime Anlamı

Toplumda kadının haklarını çoğaltma, erkeğinkiler düzeyine çıkarma, eşitlik sağlama amacını güden düşünce akımı, kadın hareketi.

Örnek Cümle: “Feminizmi destekleyecek bir dernek yahut vakıf kuracaklarmış.” – E. Işınsu (Kaynak: TDK Türkçe Sözlük)

Feminizm Tarihçesi

Tarihte bilinen ilk feministler Marquis de Condorcet ve Lady Marry Montagu’dur. Aydınlanma çağı düşünürleri olan Montagu ve Condorcet, kadınların eğitim hakkını savunarak feminist düşüncenin temellerini atmıştır. Günümüze kadar ise farklı anlamlar kazanan bu düşüncenin temelinde, kadınların yaşamdaki önemini ve varlığını kabul ettirmek vardır.

1789 Fransız Devrimi’yle ortaya çıkan bu kavram, dönemin özgürlük ve eşitlik gibi düşüncelerin üretilmesiyle savunulmaya başlanmıştır. Fransız Devrimi’nin ardından konuyla ilgili araştırma yapan çok sayıda düşünürün varlığından söz edilebilir. Ayrıca araştırmacılar, 1789’dan sonra teknolojinin ilerlemesi, feodalizm sorununun çözülmesi ve nüfusun belirli bölgelerde yoğunlaşmasıyla beraber kadınların düşünce yapısının farklılaşmasından kaynaklı olarak feminizm düşüncesinin ortaya çıktığını savunmaktadır.

Feminizmin Özellikleri

Feminizm kavramıyla ilgili akla ilk gelen faktör kadınlar olsa da bu düşünce sistemini savunan erkekler de bulunmaktadır. Bu akım, toplumdaki kadın ve erkeklerin eşitsizliği nedeniyle ortaya çıkmıştır. Asıl amacı kadınların da toplum içerisinde söz sahibi olduğunu göstermek ve eşitliğin varlığını ispatlamaktır. Ayrıca sosyolojik, politik ve etik anlamda kadınların özgürlüğünün kısıtlanmasına karşı savunulan tutumlardan dolayı feminizm ortaya çıkmıştır.

Tüm dünyada ırkçılık, cinsiyet eşitsizliği ve sınıf gibi konularla mücadele etmeyi sürdüren feministlerin varlığına 1700’lü yıllardan itibaren rastlanılır. Öyle ki Fransız İhtilali’nden önce de cinsiyet ayrımı gibi sorunlar dünya genelinde yaygın olmaya başlamıştır. Kadınların gerek eğitim gerekse iş hayatlarının yok sayılmasıyla beraber feminist hareketlere önem verilmiştir.

İlk kez 1993 yılında kadın haklarından bahsedilmiş ve Viyana Dünya İnsan Hakları Konferansı’nda ele alınmıştır. Dünyanın farklı bölgelerinden konferansa gelen kadınlar, kadın insan hakları kampanyası düzenleyerek, evrensel insan haklarıyla kadın ve kız çocuklarının haklarının ayrılmaz olduğunu savunmuştur. Bu girişimin ardından artık resmi konferanslarda sürekli kadın hakları gündeme gelmeye başlamıştır.

Kadınların özgür olmasına dayanan feminizm temelinin ayrıca cinsiyetle ilişkisi olduğu düşünülürken, tüm unsurlar üzerinde analiz yapmayı hedeflemiştir. Daha çok kadın haklarıyla beraber kadınların genel sorunlarını araştırmaya yönelik çalışmaların feminizmde her zaman yeri vardır. Öte yandan cinsiyetle ilgili olan tüm konuları araştırarak analiz eden feminizm, farkındalık yaratacak çalışmalara imza atabilmektedir. Bir diğer amacı ise cinsiyet eşitsizliğini ortadan kaldırmaktır. Bu sayede kadınların her alanda başarılı olarak yerini alabileceğini kabul ettirmeyi hedeflemektedir.

Feminizmin İlgilendiği Konular

Sadece feminizmi savunan ve çözümlemeye çalışan her birey feminist adıyla anılmaktadır. Kadın ve erkekler arasındaki eşitliği savunan erkeklerle kadınlar feminist yaklaşımlarla günümüzde de bu düşünce tarzını benimsemeyi sürdürmektedir. Günümüzde bu kavramla ilgili çalışmalar hala sürmektedir. Hatta 1960 yılı itibariyle yaşanan önemli süreçlerle beraber feminizmin ilgilendiği konular şu şekilde belirlenmiştir;

  • Seksüel olarak kadın ve erkeklerin özerkliği konularıyla ilgilenmektedir. Daha çok kadınların cinsel anlamdaki haklarına yapılan saygısızlıklar, feminizmin ilgi alanına girer.
  • Cinsel kimlikler meydana getirilirken erkek ve kadının eşitsizliği, feminizmin ilgilendiği en önemli konulardan biridir.
  • Hukuki olarak kadın ve erkek eşitliği de feminist yaklaşımın ilgilendiği konu başlığıdır. Bu süreçte kadın ve erkeklerin gelir oranlarındaki dengesizlikler ve istihdam süreçlerindeki eşitsizlikler, feminizmin konusunu oluşturur.

Feminist Kuram ve Feminizm Yaklaşımları

Feminizm yaklaşımlarıyla feminist kuram çoğu zaman birbiriyle ilişkilendirilmektedir. Oysa bu iki kavram farklı vurgular üzerine düşünmektedir. Bu anlamda feminizm kadının tek başına bir kavram olmasını savunur. Ayrıca din, dil, ırk ve renk gibi farklılıkların beraber ele alınması gerektiğini düşünür. Feminist kuram ise toplumsal bir olgudur ve kadın hareketleriyle ortaya çıkar. Her iki kavramın farklı yaklaşımları bulunmaktadır.

1.Kültürel Feminizm

Siyasal değişimler yerine kültürel bir değişimi amaçlamaktadır. Bu nedenle kadınların sadece yönetim süreçlerinde değil, yaşadıkları toplumlarda ikincil birey olarak görülmesine karşı bir duruştur. Ancak kadın ve erkelerin farklı olduklarını savunurlar. Daha çok din faktörünün baskıcı sistemlerine karşı durmak için kullanılan kültürel feminizm, Elizabet Stanton’un ‘Kadınların İncili’ adlı eserinde geniş bir yer bulmaktadır. Bu eserde Hristiyanlığın reddedilmesi gerektiği ele alınmıştır. Stanton yazdığı bu eserde diğer İncillere alternatif olan bir İncil’i kaleme almıştır.

2.Aydınlanmacı Liberal Feminizm

Bu kuramın ilk savunucuları Amerika’da 1970’li yıllarda ortaya çıkmıştır. Fransız Devrimi’ne katılan Olympe de Gouges tarafından oluşturulan ‘Kadın Hakları’ adlı eser, dönemin ilk temel metni olarak kabul edilmiştir. Aynı yıl içerisinde Mary Wollstonecraft tarafından ‘Kadın Haklarının Gerekçelendirilmesi’ adlı bir eser de yazılmıştır.

Aydınlanmacı liberal feminizmin temel düşüncelerine bakıldığında, kadın ve erkeğin yeteneklerinin aynı olduğu savunulmaktadır. Ayrıca toplumsal değişme sürecinde eğitime önem verilmelidir. Son olarak bireylerin sürekli gerçeği arayan bağımsız bir aktör olduğu düşünülmektedir.

3.Marksist Feminist Kuram

Feminizm ve Marksizm kavramlarının uzlaşamaz olduğu fakat birbirleri için değerli kuramlar olduğu savunulur. Marksist kategoride sürekli ele alınan sınıf savaşının aslında kadını ayrı bir faktör olarak nitelendirilmediği düşünülmektedir. Bu nedenle Marksist kuramın, feminist kuram üzerinden inşa edilmesi gerekir. Ayrıca kadınlar da emekçi sınıfı altında yer almalıdır. Marksist feministler sosyal sınıflar ile kadın arasında benzerlik olduğunu savunmaktadır. Ayrıca yönetici olarak kadın ve erkeğin eşit olduğu belirtilir. Marksist feminist kuramdaki en önemli tartışma konusu, kadınların bir sınıfa ait olup olmadıklarıdır.

4.Anarşist Feminist Kuram

Anarşist düşünceye bağlı olan feministler bu kuramı savunur. Feministler ayrıca anarşizmin feminizme zemin hazırladığını belirtmektedir. Bu nedenle anarşizm, feminizme karşı olan tüm düşüncelere de karşıdır.

5.Sosyalist Feminist Kuram

Radikal ve Marksist feminizm arasında bir köprü gibi olan sosyalist feminist kuram, kadınları sınıftan bağımsız bir kimlik ile tanımlamaktadır. Ayrıca emperyalizm ile kapitalizmin birleşmesiyle beraber üretim süreçleri sınıfsal anlamdaki sömürülere ve bu durum da cinsel ezilme sürecinin yaşanmasına neden olur. Bu sebeple sosyalist feministler de cinsel eşitsizliğin var olduğunu her zaman savunmaktadır.

6.Radikal Feminist Kuram

Kadınların 1960’lı yıllardan sonra özgürleşmesinin ardından radikal feminist kuramdan bahsedilmeye başlanmıştır. Ataerkilliği, kadınların ezilmesinin nedeni olarak gören radikal feministler, cinsiyetçi sistemin tamamen değişmesini istemektedir. Ayrıca kadınların bedeni üzerinde kurulan ataerkil denetimlerin de son bulması gerektiğini savunur.

Türkiye’de Feminizm

Ülkemizde Cumhuriyet’in ilk yıllarında gerçekleşen Atatürk devrimlerinin kadınların sosyal, kültürel ve eğitim alanında erkeklerle eşit haklara sahip olmasında önemli bir rolü vardır. Toplumsal alanda Türkiye’de yapılan bu önemli değişiklikler Avrupa ülkelerinde 1946’lı yıllarda başlamıştır. Kadınların siyasal ve iktisadi yaşama girmesi için Atatürk’ün girişimleri sayesinde 1930 yılında belediye seçimleri için seçme hakkı, 1933’te çıkarılan Köy Kanunu ile muhtar seçme ve köy heyetine seçilme hakkı tanınmıştır. 1934 yılında yapılan Anayasa değişikliği ile kadınlara milletvekili olarak seçme ve seçilme hakkı tanınmıştır.

Kadınlara verilen bu haklar nedeniyle feminist yaklaşımlar etkisini göstermemiştir. Ancak 12 Eylül 1980 itibariyle kadınlar sessizliğini bozmuş ve ‘İlerici Kadınlar Derneği’ kurulmuştur. Bu derneğin başlangıçtaki ideolojisi sosyalizmdir. 80’li yıllardan sonra kadın haklarına sürekli yönelen bu dernek, Türkiye’deki kadın mücadelelerinin ilk savunucusudur.

İlerici Kadınlar Derneği’nden sonraki ilk örgütlenme ise 1984 yılında gerçekleşmiştir. Yayınevi kuruluşu olan ‘Kadın Çevresi’ ile beraber kadınlar birbirlerine ulaşmaya başlamış ve örgütlenme sürecine devam etmiştir. Kadın Çevresi Yayınevi, çıkardığı ilk dergide tamamen feminist bir çizgide yerini almıştır.

Yorum Yap