İlginizi Çekebilir
  1. Ana Sayfa
  2. Sosyal
  3. Laiklik Nedir?

Laiklik Nedir?

Laiklik Nedir?

Laiklik Nedir: Devletin kendi vatandaşlarıyla olan tüm ilişkilerinde inançlara göre ayrım yapmamasına dayandırılan ve devletin her dine eşit mesafede durmasına laiklik denir. Laiklikteki din ve devlet işlerinin ayrı tutulmasındaki mantık, bir devlette farklı dinlerde yaşayan insanların da bulunduğu ancak devlet yönetiminde bu insanlara din mezhep ayrımı yapmaksızın bütün vatandaşların eşitlik ilkesinden yararlanması durumudur.

Laiklik Kelime Anlamı

1. Laik olma durumu, laisizm.
2. Devlet ile din işlerinin ayrılığı, devletin, din ve vicdan özgürlüğünün gerçekleşmesi bakımından yansız olması, laisizm.
Örnek Cümle: “Türkiye Cumhuriyeti, laikliği umdeleri arasına koymakla dini, tecavüzden, istismardan, menfaate, şerre alet etmekten kurtardı.” – O.S. Orhon (Kaynak: TDK Türkçe Sözlük)

Laiklik İlkesinin Dayandırıldığı Nitelikler Nelerdir?

Atatürk ilkelerinden biri olan laiklik ilkesi vatandaşların herhangi bir devlet kurumunda farklı muamele görmemeleri için getirilmiş en önemli vatandaşlık ilkelerinden biridir.
1-)
Devletin işleyişinde bilimsel gelişmelerin, yöntemlerin, teknolojik gelişmenin hiçbir din baskısı olmadan özgürce faydalanmasını ve kullanılmasını öngören bir ilkedir.
2-)
Bir devlette yaşayan insanlar farklı dini inanışlara sahip olabilirler, her vatandaşın dini inançlarını özgürce yerine getirebilmesi ve buna devletin hiçbir baskı uygulamaması, aksine saygı duyması ve diğer dine mensup olan bütün vatandaşlara da eşit mesafede durmasını gerekli kılan bir ilkedir.
3-)
Laiklikte hiçbir din bir diğerinden farklı değildir. Daha üstün değildir, insanların inançları ne olursa olsun Bütün dinlere aynı şekilde saygı gösterilmesi gerektiğini savunan bir ilkedir.
4-)
Teokratik yönetime karşı, teokratik yönetim biçimi ile taban Tabana zıt bir ilkedir.
5-)
Laik devlet yapısı ve laik devlet yönetimi, bir hukuk Devleti’nin oluşmasında son derece önemlidir. Bilimsel gelişmenin önemini, bilimin her alanda benimsenmesini, bilimsel gelişmeleri içselleştiren ve uygulanmasını öngören bir ilkedir.
6-)
Dinin devlet idaresinde ve genel anlamda toplum üzerinde herhangi bir baskı aracı oluşturmasının engellenmesini sağlayan bir ilkedir.
7-)
Akıl ve bilimin toplumsal gelişmede çok önemli olduğunu, bu gelişmenin dinden ayrı tutulması gerektiğini anlatan bir ilkedir.

Laiklik İlkesinin Önemi Nedir?

Devlet yönetiminde insanların kendini dışlanmış hissetmemesi, bütün kamu kaynaklarından eşit olarak faydalanması, devlet işlerinin bağımsız olarak yürütülmesi laiklik ilkesi ile örtüşen bir yöntemdir. Laik devlet düzeninde toplumsal huzur vardır. Mustafa Kemal Atatürk Bu nedenle laiklik ilkesini çok fazla önemsemiştir.

Din, işleyiş bakımından da hukuktan farklıdır. Din inanca ve vicdana dayanırken hukuk akla ve mantığa dayanmaktadır. Dolayısıyla din ve devlet işlerinin ayrı tutulması bu yüzden son derece önemlidir. Hukuk işleri vicdanla yönetilemez çünkü yasalar ve kurallar bellidir, değiştirilemez ve sorgulanamaz. Oysa hukuk devletinde akıl ve mantık, akıl yürütme son derece önemlidir. Bu yüzden laiklik hukuk devletinin ayrılmaz bir parçasıdır.

Laiklik yalnızca din ve devlet işlerinin birbirinden ayrı yürütülmesi anlamına gelmemektedir. Aynı zamanda vatandaşların vicdanları, ibadetleri, dini özgürlüğü anlamına da gelir. Herkes kendi inancını özgürce yaşama hakkına sahiptir. Laik düzende, din ve mezhep inancı herkesin kendisi ile tanrı arasındaki bir duygu alışverişidir. Herkes dilediği kadar dilediği ölçüde Tanrıya inanabilir. Bir başka dini bir diğer insan üzerinde zorla baskı kurarak geliştiremez. Ayrıca din ve mezhep konuları tamamen insanlara özgüdür. Din, tanrı ile insan arasında olan bir iletişim aracıdır, asla siyaset değildir, siyasete malzeme edilemez. Din adamlarının devlet yönetiminde söz sahibi olması, Laiklik ilkesine ters ve kabul edilemez. Dinden maddi menfaat sağlamak, dini ticarete, kötü emellere alet etmek laiklik ilkesi ile bağdaşmaz.

Laikliğin Kabulü

10 Nisan 1928 yılında saltanatın, hilafetin, tekke ve zaviyelerin kapatılmasından sonra bu işleri yönetecek Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kurulması ile laiklik tam anlamıyla yasal tabana oturmuştur. İlk anayasa 20 Ocak 1921’de kabul edildi, ancak bu anayasa kendi içinde dar ve ihtiyacı karşılayamaz durumdaydı. Böylelikle, ikinci anayasa 20 Nisan 1924 tarihinde 491 sayılı kanunla tekrar kabul edildi.  Düzenlenen anayasada, Devlet dininin İslam dini olduğu maddesi kaldırıldı, laiklik ilkesi anayasada değiştirilemez maddelerden biri oldu. Laikliğin Türkiye’deki kabulü çok kolay olmamıştır. Batı laiklik ilkesini toplumsal yaşama daha çabuk geçirirken Türkiye’de durum çok farklı işlemiştir.
O dönemde Osmanlı İmparatorluğu ve içinde bulunan din adamları ve din bilginleri tarafından laiklik ilkesine karşı çıkılmış ve engellenmeye çalışılmıştır. Bu engellemeler sıradan ve basit olaylar olmamakla beraber son derece büyük protestolara neden olmuştur. Ancak Türkiye Cumhuriyeti Devleti laiklik konusunda kesinlikle taviz vermedi. Teokratik bir devlet yönetiminin asla kabul edilemeyeceği, devletin din ile yönetilemeyeceği esası, anayasa maddesine konulmuş ve Türkiye Cumhuriyeti bu kararlılığını korumuştur.
Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye’de geçmişteki kuşakların bir hukuk devletine, laikliğe, bağımsızlığa olan özlemlerini yakından analiz etmiştir. Mustafa Kemal Atatürk’ün en büyük isteği laik çağdaş ve bağımsız bir Türkiye Cumhuriyeti kurmaktı. Bunu hayata geçirmek için inanılmaz bir mücadele vermiştir. Mustafa Kemal’in modern toplum özlemi, bağnazlığa karşı duruşu padişahın kötü yönetimi bunun yanında Avrupa’daki gelişmeler Türkiye Cumhuriyeti’ndeki aydınların Avrupa’daki gelişmelerden etkilenmeleri Türkiye’de toplumsal, bilimsel, yeni bir bilincinin oluşmasını sağlamıştır.

Batı’da Lâik Devletin Oluşum Süreci

Orta Çağ döneminde yönetimler teokratikti. Teokratik devlette Din ile devlet işlerini birbirinden ayırmak mümkün olmamıştır. Fransız İhtilali’nin ardından Avrupa’da reform hareketleri ile birlikte gelişmeler gözlenmiştir. Ayrıca 1766 yılında Amerika’da İnsan Hakları Bildirgesi yayınlamıştır. Ardından Fransa’da İnsan ve Vatandaş Hakları Bildirgesi’nin yayınlanmasıyla beraber bu süreç yavaş yavaş Avrupa’daki laikliğin doğmasına sebep olmuştur.

Devletin Lâikleşmesi

Türkiye Cumhuriyeti’nin 1921 Anayasası’nda, egemenlik kayıtsız şartsız millete verilmiştir. Daha sonra Saltanat kaldırılmış ve 1923’te Cumhuriyet ilan edilmiştir. Bununla birlikte hilafetin kaldırılması dinin devlet yönetimiyle olan ilişkisinin kesilmesini de beraberinde getirmiştir. Ardından eğitim ve öğretim dışındaki bütün kurumlarda din ve devlet işleri birbirinden ayrılmıştır. Son olarak 1923’te yasayla belirlenmiş ve kanunlaşmıştır.

Hukukta Laiklik

Laikliğin anayasada kanunlaşmasının ardından hukuk konusunda da laiklik hayata geçirilmiştir. Kanunlar dini esaslara, mistik inanışlara göre değil, insani gereksinimlere uygun olarak mantık ve akıl çerçevesinde yürütülmüştür. Atatürk bu konuyla ilgili olarak: “Ulusumuzun eğitim kurumları bir olmalıdır. Ülkenin bütün evlâdı kadın, erkek aynı surette oradan çıkmalıdır.” demiş ve bunun ardından laiklik eğitim sistemi getirilmiştir. Ayrıca bağımsızlık ilkesi ve aydınlanma ve çağdaşlaşma ilkesi ile yola çıkan Mustafa Kemal Tevhidi Tedrisat Kanunu’nu çıkarmıştır.

Yorum Yap